başlık hâlâ yok

Bir insanı, kendisine karşı yapılan haksızlıklara, bireysel olarak karşı koymaması yada şiddete başvurmaması için nasıl ikna edebiliriz ? Adaletin sağlanacağını bilmesi (veya buna inanması) bunu sağlayabilir. En azından insanı yatıştırabilir, kontrolden çıkmasını önleyebilir. Bence adalet öğesi dışında hiç bir şey bu görevi bu kadar iyi yapamaz.

Kendimi haksızlık yapan ve bunun yanına kâr kalmasını isteyen birinin yerine koyarsam yapacağım en iyi şey, adaletin şu anda olmasa da gelecekte bir yerlerde sağlanacağına insanları inandırmak olur. Böylece insanların kendilerine karşı yapılanlara isyan etme güdüleri en kötü tahminle azaltmış olurum. Bu, sadece haksızlık yapmak isteyen insanlar için bir yol değil, aynı zamanda bir insan topluluğunu kontrol altında tutmak isteyen otorite için de mükemmel bir yöntem. Bence olayın bu yönü de çok önemli.

Eğer söz konusu adaleti bu dünyada sağlayamıyorsak yada sağlamak işimize gelmiyor ise, adaletin sağlanacağı başka bir dünya yaratabilir miyiz? Bunu başarırsak düzeni sağlamak çok daha kolay olacak ve insanlar kontrol altına tutulabilecektir. Ancak burada şöyle bir problem var, başka bir dünya olduğuna ve herkesin bir gün o dünyada adaletten payını alacağına insanları nasıl inandıracağız ?

Din, tam olarak bu noktada sahneye girmeli, insanlara şu anda yaşadıkları fiziksel dünyanın aslında önemsiz olduğu, gerçek hayatın ve adaletin bundan sonraki ebedi dünyada olacağını sadece din yolu ile kabul ettirebilirsiniz. Dinin temelinde de inanç vardır. Ancak inanmak göründüğü kadar basit bir duygu değildir. Bir insanı, hiçbir kuşku bırakmayacak şekilde, fiziksel olmayan bir şeye inandırmak çok zordur ama imkansız değildir.

İnsanın doğası gereği, çok güçlü bir hayatta kalma güdüsü vardır. Bunun da en iyi aracı korkudur. Tehlikeli şeylerden korkarız. Acı çekme korkusu, hayatını yitirme korkusu ile çok ilişkili bir duygudur.

Ortaya bir kurallar bütünü koyup, neyin doğru neyin yanlış olduğunu anlatıp, yanlış yapanların diğer dünyada acı çekecekleri korkusu ile tehdit edebilirsiniz. Ancak burada yapmanız gereken, inandırıcı olmak için bazı doğa olaylarına ilahi bir takım vasıflar atamak olmalı. Mesela geçmişte bir yanardağın patlamasını, insanlara kızan bir tanrı gibi göstererek, eğer kurallara uymazsanız yanardağ patlar diyerek insanların yanardağadan korkması ve o tanrıya inanması sağlandı. Bir kere bu inanç sağlandığı zaman, zincirleme olarak bir çok kurala uyulması da sağlanmış olur. Bu kuralların içinde ölümden sonraki ebedi dünya ya inanma zorunluluğu da vardır. İnanma zorunluluğundan çok, inanmama korkusudur aslında bu.

//ilk bölüm buraya kadardı

Tam burada dikkat çekmek istediğim bir konu daha var. Bana göre insanın sosyal bir canlı olarak egoya sahip olması, evrimsel süreçte hayatta kalma şansını arttıran bir şey. İnsanlığın ortak hazinesinden payını alamamış bir insan sürekli kendini diğer canlılardan ve hatta diğer insanlardan üstün görmeye müsaittir. Dinlerde sık rastlanan tüm canlıların en kutsalı veya seçilmiş olanının insan olduğu fikri bu düşüncenin bir sonucu olabilir. Sonuçta insan üstün olduğunu bu şekilde tescillemiş ve ilahi bir boyut getirmiş oluyor.

Ayrıca, insanın kendine verdiği bu ayrıcalıklı konum, sonlu ve tüm canlılar için bir gün bitecek olan yaşamın, başka bir şekilde devam etmesi gerektiğini düşünmesine yol açıyor. Bu kadar kutsal ve ayrıcalıklı bir canlı nasıl olurda 80-90 yıl yaşayıp, yok olup da gider! Ego bu gerçeği kaldıramıyor olabilir. Belki de ölümden sonraki yaşama inanmaının gerçek sebebi budur ve sosyal yapının sağlıklı bir şekilde yaşaması için gereklidir. (yada gerekliydi) Bunu tam olarak bilemiyorum.

Korku konusuna dönersek, inancın temeli korkudur. Ölümden sonraki dünyada çekilecek acılardan korkutularak insanların belli kurallara uyması sağlandı. Belki bu kötü niyetli olarak yapılmadı ama sonuçları çok kötü oldu. Bir kere insanları cehennem korkusuya hizzaya getirme fikrinin, şu anki dünyanın haline baktığımızda başarısız olduğu tartışmasızdır. Sömürü, ırkçılık, cinayet, soykırım, terör mevcuttur ve hatta kaynaklarını dinlerden almaktadırlar. Cehennem korkusu bence aslında özünde iyi olan insanı kötülük yapmaya müsait hale getirdi. Baskılanmış istekler farklı şekillerde yol bularak açığa çıktı. Tanrı fikrine inandırılmaya çalışılan insan aslında kendine olan inancını yitirdi. Artık çoğu insan dini kurallar olmadan insanlığın daha fazla yoldan çıkacağına, zaten berbat olan durumun daha da berbat olacağına inanmakta. Bu bir hap alıp size zarar verdiğini görüp iyileşmek için aynı haptan daha fazla almaya benzer. Bence en büyük hata bu düşünce tarzıdır. İnsan korkuları olmadan serbest bırakılır ve bugüne kadar sağlanan insanlığın ortak hazinesi denebilecek bilgi birikimi, bilim, sanat ve insan aklının eseri olan mantıki kurallar ile donatılırsa, özgür ve gerçek ahlaklı insan ortaya çıkacaktır.

İnsan özünde kötü ve kontrol altında tutulması gereken bir canavar değildir. Evrenin, doğanın ve ekosistemin hayran uyandırıcı yapısına saygı duymak için tanrı inancı gerekmemektedir. Unutulmaması gereken şey, insanın da o yapının bir parçası olduğudur. İnsan diğer canlılardan ne üstün ne de aşağıdır. Sırf evrimsel süreçte zekamız biraz fazla geliştiği için dünyanın ve evrenin kralı rolünü oynamak, tüm diğer herşeyin bizim için var olduğunu (yada yaratıldığını) düşünmek en basitinden aşağılık ve küstah bir düşüncedir. Bu gidişle insanlığın sonunu getirecek olan da o zekadır. Eğer artık birşeyler değişmez ise bizden önce var olan hamamböcekleri bizden sonra da var olacaklardır. O zaman geriye bakıp kimin dünyanın kralı olduğunu düşünecek bir insan olmayacak.

Comments

Aslında dinin gerçekten ilahi

Aslında dinin gerçekten ilahi bir tanrı tarafından gönderilip gönderilmediği tartışmasını yapmak yerine, sadece bir kavram olarak var olması sonucunda dünyamızın ve insanlığın bu noktaya gelmesine dolaylı olarak da olsa yaptığı katkılar yüzünden ortadan kaldırılması gerektiğini düşünebiliriz. (burada birkaç cümle olması gerekiyor sanırm kusuruma bakma :)